Büyükada Rehberi

Büyükada dokuz adadan oluşan İstanbul Adalarının ilçe merkezidir. 5400 Km2 yüzölçümüne, 2009 yılı itibarı ile 6812 kişilik nüfusa sahiptir

Bu nüfus yaz aylarında 10 -15 katına kadar çıkmaktadır. Evlerin büyük çoğunluğu yazlık olarak kullanılmaktadır. İki tepeden oluşan Ada’nın kuzeyindeki İsa Tepesi (Hristos) 164 metre, güneyindeki Aya Yorgi (Yüce Tepe) ise 202 metredir.
Bitki Örtüsü

Büyükada’da yerleşim dışındaki bitki örtüsü, incelendiğinde, iğne yapraklı orman (Pinus brutia Ten.), maki-garik formasyonundan oluştuğu görülmektedir. Ada’da orman kuran tek ağaç türü ‘kızılçam’dır. Ada’da kızılçamın Türkiye’deki doğal yayılış sahası içerisinde kuzey sınırında yer alması, oldukça sığ topraklar üzerinde yetişmiş olması ve yüzyıllar boyu insan tesirinde kalması, eğri-büğrü, fazla boylanmayan gövdeli fertlerin oluşmasına sebep olmuştur. Ada’da kızılçam ormanı dışında görülen ikinci bitki tipi makidir. Maki, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi’ndeki bitki toplumları içerisinde en karakteristik doğal vejetasyon tipidir. Ada’da oldukça boylu, sekonder tipte oluşmuş maki elemanları görülür. Yerleşim yerlerinde ise pek çok egzotik bitki türünün Ada’ya uyum sağlamış olduğu görülür.
Tarihçe

Büyükada’da Bizans öncesi yerleşimlere ait çok az bilgi vardır. Muhtemelen Antik dönemde meskûn olan Ada’daki en önemli bulgu, 1930 yılında Karacabey mevkiindeki Rum Ortodoks mezarlığı yakınında bulunan ve Büyük İskender’in babası Makedonya kralı II. Filip’e ait altın sikkeleri ihtiva eden Büyükada definesidir. Hepsi 207 altın sikkeden ibaret olup şu anda İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir. Büyükada, diğer İstanbul Adaları gibi yaklaşık yedi yüzyıllık Bizans döneminde hapishane ve manastırlarıyla ün kazanmıştır. Bu dönemde Bizans’ta ortaya çıkan taht kavgaları, siyasi ve dini içerikli anlaşmazlıklar neticesinde Büyükada’ya prensesler, prensler, din adamları sürgün olarak gönderilmiş ve bunlara korkunç işkenceler yapılmıştır.

İstanbul’un Türkler tarafından fethinden yaklaşık bir buçuk ay önce Fatih Sultan Mehmet’in kenti kuşatması sırasında Baltaoğlu Süleyman Bey bir donanma ile Kınalıada, Burgazada ve Heybeliada’yı teslim almış, yalnızca Büyükada bir kaleye sahip olduğu için kısa bir süre direnebilmiştir. Türklerin Adaları alması ile huzur ve sükûn gelmiştir. Yerli halk balıkçılık ve tarımla geçinmiştir. Manastır ve kiliselerdeki keşişler el yazması dini eserleri çoğaltarak hayatlarını sürdürmüşlerdir. Ada’ya Türklerin yerleşmesi 1846’da küçük gemilerin hizmete başlaması ile oluşmuştur. 1875’de daha büyük gemilerin gelmesi ile düzenli seferlere geçilmiştir. Bundan sonra Ada’da nüfus hızla artmıştır. Zengin Türklerin yanısıra yabancılar da Ada’ya rağbet etmiş ve köşkler, konaklar, oteller dönemin mimarî üslûplarını yansıtan binalar, kiliseler ve cami yapılmıştır.

1861’de Padişah Abdülaziz döneminde İstanbul’da kurulan ilk üç belediye dairesinden biri olarak Yedinci Daire adıyla anılan Adalar Belediyesi Teşkilatı kuruldu ve merkezi Büyükada oldu.

1894’de meydana gelen depremde ve 1900’lü yılların başlarında çıkan çarşı yangınında önemli hasarlar meydana geldi.

1945 yılından sonra Ada’ya yazlığa gelen Türklerde çoğalma olmuş, iskele çevresinde başlayan yapılaşmalar kıyı boyunca devam ederek tepelere doğru tırmanmıştır.

1984 yılında SİT alanı olarak kabul edilen Büyükada, İstanbul’un en seçkin yerlerinden biri olma özelliğini korumaktadır.